15 Ağustos 2010 Pazar

Yeni evimdeki banyo kibrit kutusundan biraz daha büyük olduğu için ufak bir paspas ördüm. İki adet yumak bitirdim sadece. Bornozum,sıvı sabunlarım,havlularım hep yeşil ve bej ağırlıklı olduğu için bu renkleri tercih ettim.
Ben banyom için ördüm dedim ama Kömür'ün başka planları var :)

10 Ağustos 2010 Salı

Her ikinci el pazarına gittiğimde mutlaka kendime küllük alırım. Bir gün sigarayı bıraksam da yine de almaya devam ederim. Çünkü çeşit çeşit küllük biriktirmek benim için hobi oldu. Bu çarık küllüklerin çiftini geçen yaz bir liraya almıştım.

Bu güneş küllükte bana Gitti gidiyordan geldi.

Deniz kabuğu tutkumu daha önceki yazımda anlatmıştım. Bu büyük kabuklardan bir kaç tane almıştım ikisini küllük olarak kullanıyorum.
Bu küllükte İngilizlerin ikinci el pazarından aldığım eski bir model. Ben çocukken bir benzeri annanemde vardı. Bunu da bir liraya aldım.Hepsinin kullanılma zamanı ayrı ayrı. Mesela bu küllük yemekten sonra sofra henüz kalkmamışken,güneş küllük bilgisayarın başındayken, deniz kabuğu gece ışıkları kapatıp,mumları yakıp Nesrin SİPAHİ dinlerken, çarık küllükleri de kahvaltıdan sonra keyif çayı içerken kullanıyorum. Belki çok saçma salak gelecek ama tüm bunlar beni mutlu ediyor :)

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Herkese iyi geceler bu resimler bugün akşam üstü görevli gittiğim Ardahan Bal festivalinde çektiğim resimler. Festival denilince öyle fethiye' de ki gibi bir etkinlik olmuyor ama olsun :) Murat Göğebakan konseri vardı bu gece kale içinde akşam üsütü yedide gittik ama ancak eve dönebildim.Resimleri hemen sıcağı sıcağına yüklemek istedim.
Aşağıda ki Ardahan kalesinin giriş kapısı (zaten giriş kapısı çıkış kapısı diye bişey olmaz kalelerde herhalde) Resim gerçekten göğsümü kabarttı.Zaten şöyle bakınca ne bizim bayrağımız gibi bayrak ne de Atatürk gibi lider,Atatürk gibi asker,Atatürk gibi adam var... Fotoğrafı çektikten sonra bir sigara yakıp uzun uzun seyrettim ve iyi ki bu ülkede doğmuşum demem için birden çok sebebim olduğunu anladım.
BU da kapının iç kısımdan görünüşü...
Surlar çok istememe rağmen çıkamadım bir başka göreve artık...
Tarihler makinemin hatası pili ne zaman değiştirsem tarih otomatik olarak 2003 e gidiyor.Bu yolun sonunda geniş bir alan var.Kale aslında çok büyük ama görevli olduğum yerin dışına çıkamadığımdan dolayı detaylı resim alamadım. nasılsa üç yıl burdayız daha çok görev olur:)
Bu arada Ardahan Kalesi Selçuklular zamanında yapılmış ancak Osmanlı zamanında daha yoğun olarak kullanılmış. Şimdilik bildiklerim bu kadar daha detaylı bir şeyler öğrenirsem yine yazarım herkese iyi geceler...

3 Ağustos 2010 Salı


Ardahan' a yaz geldi dedim ya nasıl pişmanım şimdi :) bir fırtına bir yağmur aklım alındı bu mevsimde böyle fırtına mı olur derken Gürcistan'a sınır olduğumuzu unutuyorum.Elektrik gidebilir her an çünkü burda rüzgar biraz kendini gösterse hemen akımlar gidiyor. Evet 3 ağustostayız ve ben şu anda polar eşofmanımı ve kışlık çoraplarımı giydim pencereyi açmanın zaten imkanı yok.Tam biraz alışır gibi olurken yine bir şey oluyor ve ben tekrar umutsuzluğa kapılıyorum. Neyse ne demiştim kendi kendime "dik duracaksın,okyanusu geçmişken derede boğulmak yok!! " Yukarıda ki kolye Fethiye de yaptıklarımdan. Aşağıda ki küpelerin boncuklarını buradan aldım.

Aslında buradan alışveriş yapmak çok zoruma gidiyor çünkü acayip pahalı. Esnaf nakliye ücretlerini bahane gösteriyor ama bu kadar da olur mu demeden yapamıyorum. Ev kiraları da öyle. Ardahan gibi bir şehirde kiralar 500 liradan başlıyor ve buna yakıt dahil değil.Kömürün tonu da yaz mevsiminde 650 lira, kışın 900 olacağına dair canımı sıkan haberler aldım :) düşündüm de fethiye de el işi satarken bu kadar masrafım olmuyordu :)

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Bugün Aradahan'a Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Görevliydim. Öğlen onikide şehre girebildi ama biz sabah sekiz buçukta görev yerlerimizi almıştık. Fazla uzun bir konuşma yapmadığı için bizde daha fazla güneş altında beklemek zorunda kalmadık. Nem olmadığından mıdır ya da ne bileyim rakımın yüksek olmasından mıdır burada zaten zar zor gördüğümüz güneş dehşet şekilde yakıcı oluyor.Konvoyun ardından Göle ilçesine gittim ama orayı resimlemeye fırsatım olmadı. miting alanından hiç bir yere kıpırdayamadım. Ardahan'ın ilçesi ama bana Ardahan'dan daha hareketli gibi geldi. Oradan döndüğümüzde saat iki buçuğu geçmişti haliyle bir daha iş yerine de uğramadım.
Hemen eve gelip bi türk kahvesi söyledim benim kıvırcık kuzuma :) git gide kendini daha da geliştiriyor :) sonra taa Fethiyedeyken boyadığım Avon şişesi gözüme ilişti hemen resimledim. yanında ki uğur böceğini de ben boyamıstım ama netteki bir siteden kopya çekmiştim boyarken. Artık hiç bir kavanoz yahut şişeyi atmıyorum çünkü burda onları boyamak için bol bol vaktim olacak özellikle de karlı kış gecelerinde çünkü arkadaşların söylediğine göre burada kışın saat dört gibi hava kararmaya başlıyormuş. Ben onların yalancısıyım :)
Aşağıda ortada ki cezveyi ve yanında ki ismini bilmediğim süs eşyasını (ibrik desem değil sürahi hiç değil ) Fethiye de ikinci el pazarından almıştım.Şimdi mutfak duvarında ki bu anlamsız rafımsı çıkıntıyı şirin gösterme görevini ifa ediyorlar. daha bir çok böyle ufak tefek aldığım eşyalar var şimdi burada her biri elime geliyor kullanacağım bir köşe mutlaka oluyor.Kasımda izin alıp gidebilirsem yine kendimi kaybettiğim o güzel sergilerde dolaşmak istiyorum. hayalini kurmak bile güzel :)

1 Ağustos 2010 Pazar

Ardahan tam anlamıyla yaz mevsimini yaşıyor son bir kaç haftadır. Öğleden sonra aniden bastıran şiddetli yağmurlar bitti. En azından güneşi görebiliyorum diye şükrediyorum ama aklım halen Fethiye 'de çünkü ömrümün en güzel günleri orada geçti.Kendim olabildiğim ve bana ait olan üç koca yıl. Hayatımda gerçek olan her şeyi orada öğrendim. Hayatımı kazanabilmeyi, ayaklarımın üstünde durmayı, güçlü olmayı ve sevgiye emek vermeyi....
Yeniden o cennete gidip ömrümün sonuna kadar sorunsuzca yaşamamın yolu burda geçireceğim üç yıldan geçiyor. Bunu kabul edince katlanmak daha kolay oluyor.


Buraya gelirken sadece yirmi beş parça koli ile buzdolabı ve çamaşır makinesini getirdim. tam 1806 km yola dayanacak kadar sağlam eşyam yoktu çünkü:) burda ufak tefek eksiklikleri tamamladım. Bu cuma akşamüstü işyerime kargo geldi zaten gözüm yoldaydı. Fethiye de ki yarım elmamdı kargoyu yollayan. hep benim bayıldığım deniz kabuklarından yollamış sonra kıvırcık kuzumu da unutmamış ona mumlar almış. deniz kabuklarını evimin girişinde ki deniz köşesine yerleştirdim :) Her pazartesi Fethiye'den kargoya veriyor istediklerimi( istemediklerimi de ) cuma akşam üstü bana ulaşıyor.


Bu fil de geçen cuma bana ulaştı. aslında balkon için ama benim evimde balkon yok :) İş yerime çok yakın bir evin çatı katını kiraladım.O yüzden bunu da salonun tam ortasında ki kirişe astım. tam altında yemek masam var gelip geçerken dokunuyorum.Aslında gözlerimi kapatınca o sesle hemen çalış plajına ya da kordona gidiyorum :) Mutlu olmak çok ta zor değil :)........

9 Temmuz 2010 Cuma


Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba.Eşyaları taşıyayım,göreve başlıyayım,tekrar evi yerleştireyim derken yazacak zamanım kalmadı.Gelir gelmez göreve başladım yeni bir çevre yeni bir iklim yeni bir coğrafya... çok sarsıldım özetim bu... Fethiye'yi çok özlüyorum. Cennetten kovulmak gibi bir şey bu yaşadığım,umarım zamanla alışırım çünkü bitirmek zorunda olduğum üç koca yılım var.....

Neyse yukarıdaki bebeklerden başlıyalım.Bunlar Damal Bebekleri . Ardahan'ın Damal ilçesinde üretiliyor. Hepsi el yapımı. Aşağıdaki bayan ise gerçek Damal kadını çok eskiden böyle giyinirlermiş.Geçen pazar görevli gitmiştim orada resimledim.



Damal'a gitmemizin sebebi her yıl Haziran-Temmuz ayı ortasında beliren ATATÜRK'ün gölgesinde gerçekleştirilen festivaldi.Görevli gittim ama hiç te şikayetçi değildim. tüm gün güneşin altında ayakta beklememi gördüğüm bu manzara unutturdu. O anı ifade etmek çok zor. Zaten aşağıdaki resimler herşeyi anlatıyor.Gölge belirmeye başladığında herşeyi unuttum dedim ya ifade etmek çok zor. Ama sanırım Atatürk'e dinsiz diyenlere ALLAH 'ın en güzel cevabı....